Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır.Âl-i İmrân 3:190 — mealen
Kadı Şüreyh rahimehullah şöyle derdi: “Haydi dışarı çıkalım da develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine bakalım.” Yani Allah azze ve celle’nin göğü yerden böylesine büyük bir yükseklikle nasıl yükselttiğini düşünelim [1].
Allah azze ve celle’nin yarattıkları üzerinde düşünmek, yaratıcının azametini gösterir ve insanın bu azamet karşısında alçak gönüllü olmasını sağlar. Böylece imanı ve gönül duruluğu artar. Bu düşünce hikmet kazandırır, kalpleri diriltir, onlarda Allah korkusu ve haşyeti meydana getirir. İnsanlar Allah’ın azametini düşünselerdi O’na isyan etmezlerdi.
Allah, kullarını düşünüp ibret almak üzere bakmaya yöneltmiş ve şöyle buyurmuştur: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır.” (Âl-i İmrân 3:190, mealen.)
Allah, kullarını göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünmeye, onların ayetlerini görmeye ve yaratılışlarını değerlendirmeye teşvik etmiştir. Çünkü bunlarda bakanları hayrete düşüren, düşünenleri ikna eden, samimi kimselerin gönüllerini kendine çeken ve aydınlık akılları bütün ilahî hakikatlere uyandıran şaşırtıcı ayetler vardır. Onlardaki büyüklük, genişlik, düzenli hareket ve işleyiş; yaratıcılarının azametine, hükümranlığının büyüklüğüne ve kudretinin her şeyi kapsadığına delalet eder. Sağlamlıkları, kusursuzlukları, eşsiz sanatları ve incelikli işleyişleri; Allah’ın hikmetine, her şeyi yerli yerine koyduğuna ve ilminin genişliğine delalet eder. Yaratılmışlara sağladıkları faydalar ise Allah’ın rahmetinin genişliğine, lütfunun genelliğine, iyiliğinin kapsayıcılığına ve O’na şükretmenin gerekliliğine işaret eder.
Bu tefekkürün meyvesi, kalbin onları yaratan ve eşsiz biçimde var eden Allah’ı yüceltmesi, O’na bağlanması ve rızasını kazanmak için çaba göstermesidir.
Allah, bu ayetlerden söz ederken özellikle akıl sahiplerini anmıştır. Çünkü onlardan yararlananlar, onlara yalnız gözleriyle değil akıllarıyla da bakan kimselerdir.
Kullarını, birliğine delalet eden yaratılmışları üzerinde düşünmeye nasıl teşvik ettiğine bak: “Develere bakmazlar mı, nasıl yaratılmış? Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş? Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikilmiş? Yere bakmazlar mı, nasıl yayılmış?” (Gâşiye 88:17–20, mealen.)
Develerin eşsiz yaratılışına, Allah’ın onları kullarının hizmetine nasıl verdiğine ve insanların ihtiyaç duyduğu nice yarar için nasıl uysallaştırdığına bakmazlar mı?
Özellikle develerin ince yaratılışına bakmaları istenmiştir. Çünkü develer onların malları ve binekleridir; geçimlerini, giysilerini ve çadırlarının dokumasını onlardan sağlar, yüklerini onlara taşıtırlar. Allah onları bacaklarının kuvveti ve yüklerin kolayca yüklenmesi için rahatça çökmeleri bakımından hayret verici bir yaratılışla var etmiştir. Boyunlarını uzun ve güçlü kılmıştır ki yüklendikten veya konaklama yerlerinde çöküp dinlendikten sonra üzerlerindeki yüklerle ayağa kalkabilsinler. Karınlarında yiyecek ve suyu depolayan bağırsaklar yaratmıştır. Böylece susuz çöllerde yol alırken on güne kadar susuzluğa dayanırlar; diğer hayvanlar ise bundan daha kısa sürede helak olur.
Ardından onları göğün büyük yaratılışı üzerinde düşünmeye yöneltmiştir. Çünkü onlar yerleşik hâlde ve yolculukta, gece ve gündüz göğü seyreder; yağmur belirtilerini gözler ve şimşeklerin parıltısını izlerler.
Göğün anılmasının ardından heybetli görünümleriyle dağlar anılmıştır. Dağlar sayesinde yeryüzü yerleşip sarsılmaktan korunmuş; Allah onlara nice büyük faydalar yerleştirmiştir. Dağlar onlardan birçoğunun yaşadığı yerlerdi. Korku anlarında onlara sığınmaya daha yakın olmak için eteklerinde konaklar, içlerinde gözetleme ve korunma yerleri edinirlerdi.
Sonra bakışlarını ayaklarının altındaki yere çevirmiştir. Orası onların otlakları ve döşekleridir. Yeryüzünün nasıl genişçe yayıldığını ve son derece elverişli kılındığını düşünsünler. Böylece canlılar üzerinde yerleşir; onu ekip diker, üzerine yapılar kurar ve çeşitli amaçlarına ulaştıran yollardan geçerler.
Gökyüzü, yeryüzü, dağlar ve hayvanlar… Bu manzaralar insan nerede olursa olsun onun bakışlarına sunulmuştur. İnsanın ilimden ve medeniyetten payı ne kadar olursa olsun, bu manzaralar onun dünyasına ve kavrayış alanına girer. Bakışını ve kalbini, yaratıcılarının ve onları var edenin azametine işaret eden anlamlarına yönelttiğinde bunlar görünenin ötesini hatırlatır. Her birinde bir mucize saklıdır.
Allah Teâlâ’nın şu sözünü düşün: “Bizim yeryüzüne gelip onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah hükmeder; O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.” (Ra‘d 13:41, mealen.)
Allah’ın kuvveti, kudreti ve azameti; şımarıp küfre ve bozgunculuğa yöneldiklerinde güçlü ve zengin milletlere ulaşır. Güçlerini, servetlerini ve itibarlarını azaltır. Bir zamanlar hüküm ve geniş toprak sahibi iken onları dar bir bölgeye sıkıştırır. Allah onların gerilemesine hükmettiğinde hükmünü geri çevirecek kimse yoktur; o hüküm mutlaka gerçekleşir. Onlar kendilerinden öncekilerden daha güçlü hileye, tedbire ve tuzağa sahip değildirler. Allah onları yakalamıştır. O’nun tedbiri daha sağlam, tuzağa karşılık verişi daha büyüktür.
Allah Teâlâ’nın şu sözünü de düşün: “Yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, aynı kökten çıkan ve ayrı köklerden yetişen hurma ağaçları vardır. Bunlar aynı suyla sulanır; fakat ürünlerinin tadında birini diğerinden üstün kılarız. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için ayetler vardır.” (Ra‘d 13:4, mealen.)
Toprakların birbirine komşu olarak nitelenmesinin sebebi, yan yana oldukları hâlde renklerinin ve yetiştirdiklerinin farklı olmasının büyük kudrete daha güçlü bir delil oluşturmasıdır.
Bir toprak verimlidir; ot, çok miktarda çimen, ağaç ve ekin yetiştirir. Yanı başındaki bir toprak ise ne ot bitirir ne su tutar. Bir başkası su tutar fakat ot bitirmez. Bir diğeri ekin ve ağaç yetiştirir fakat ot bitirmez. Şu meyve tatlıdır, öteki acıdır, bir diğeri ikisinin arasındadır.
Bu çeşitlilik onların kendilerinden ve tabiatlarından mı kaynaklanmaktadır? Yoksa bu, azametli, celal sahibi ve merhametli Allah’ın takdiri midir?
Allah’ın tefekkürü andığı her yerde bir övgü vardır: “Şüphesiz bunda akıl sahipleri için bir hatırlatma vardır.” (Zümer 39:21, mealen.) “Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.” (Âl-i İmrân 3:13, mealen.) “Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır.” (Tâhâ 20:54, mealen.)
Tefekkürden yüz çevirenleri ise yermiştir: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki onların yanından geçerler de yüz çevirip giderler.” (Yûsuf 12:105, mealen.)
Allah Teâlâ’nın eşsiz yaratılışı üzerinde düşünmek ne kadar büyük, onun meyveleri ne kadar değerlidir!
[1] İbn Kesîr Tefsiri, 8/387.
